Ana Sayfa
Ana Sayfa
Forum
Forum
E-Mail
E-Mail
Arama
Arama
Hesap aç
Gruplar
Hesap Aç
Hesap Aç
Kişisel Mesaj
Hesabınız
İletişim
İletişim
Sohbet
Sohbet
Oturum
Oturum Aç

Organize İşler...

 
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Forum -> Köşe Yazıları ve Makaleler
« Önceki başlık :: Sonraki başlık »  
Yazar Mesaj
Abdullah ANAR



Kayıt: 22 Haz 2006
Mesajlar: 1490
Şehir: İstanbul
Durum: Çevrimdışı
Mezuniyet yılı: 2002

MesajTarih: 02.12.2009, 10:11    Mesaj konusu: Organize İşler... Alıntıyla Cevap Gönder

Tayyip Erdoğan gerçekte çok nazik bir adam. Kasımpaşalı diye adlandırılan tavırları sizi aldatmasın. Bakın Danıştay’ın meslek liselileri yeniden mağdur konumuna iten son kararından sonra ne dedi: “Bu karar tamamiyle ideolojik bir karardır. Dolayısıyla böyle bir ideolojik kararı anlamakta ben şahsen zorlanıyorum.” İlk cümle olayı çıplak bir biçimde tanımlıyor. Danıştay kararının ideolojik olmadığını iddia etmek, eşitsizliği eşitlik gibi göstermeyi hukuka sığdırmaya çalışmak pek mümkün değil. Nitekim kararın gerekçesi de kıvranıp duruyor ama öne sürülen her argüman bu kurumu daha da batırıyor. Öte yandan bu durumu anlıyoruz... Bunlar organize işler... Danıştay kararı kargaşa yaratmayı ve dindar kesimlerden sert tepki almayı hedefliyor sanki. Böylece belki de parti kapatmaya giden yolda ilginç ‘deliller’ üretilebilir. Başbakan bunları bilmez mi? Bilir elbet, ama “böyle bir ideolojik kararı anlamakta ben şahsen zorlanıyorum” diyebiliyor. Erdoğan yine de Danıştay’ı ‘olması gerektiği gibi’ varsaymak istiyor, yani bu kurumun gerçekten de hukuki kriterler altında çalıştığını hayal ediyor. Nezaketi, aslında gayet iyi anladığı ve bildiği gerçeğin uluorta söylenmesini engelliyor. Danıştay’ın asıl işlevinden sapmış olsa da, o işleve döneceğini umut ediyor sanki. Ama kimse aldanmasın. O değerlendirme Erdoğan’ın zekâsını ve anlama kapasitesini değil, sadece ‘devlet adabını’ ve nezaketini simgelemekte. Yoksa ortada ‘organize bir iş’ olduğunu her Kasımpaşalı vatandaşımız gibi Başbakan da gayet iyi biliyor.

Belki de Danıştay böyle bir skandal karar almak istemezdi ama galiba mecbur kaldı. Belki de aslında Kafes operasyonu sayesinde amaç zaten hâsıl olacak, gayrımüslimlerin art arda öldürülmelerinden ve yüzlerce çocuğun Koç Müzesi’nde taktik gereği havaya uçurulmalarından sonra bu hükümetin ayakta kalma şansı olmayacaktı. Ellerinde bir örnek taşlarla çağdaş insanlarımızın sokakları doldurduğu, Atatürk’ü yeniden iktidara davet ettikleri, ‘derin’ medyamızın uyduruk haberciliğe hız verdiği bir ortamda, dincilerin iktidar olabilmeleri mümkün müydü? Aslında esas projeye bakılırsa, olay Kafes katliam dizisi ile de sınırlı değildi. Bu stratejiyi beslemek, psikolojik zemini hazırlamak üzere bir dizi hayali irtica senaryosu da ‘derin’ medyaya sunulmak üzere hazır hale getirilmişti. Bunlardan birinde bir hayali ‘şeyhin’ evi basılacak, zikir aletleri, din kitapları, tespih ve takke gibi malzemeler bulunacak, müritlerin gizli kamerayla çekimleri yapılacaktı. Bir başkasına göre laiklerin dinsiz olduklarını söyleyen bir radyo yayını başlatılacak ve böylece dindarların irticacı yüzü ortaya konacaktı. Bir diğer senaryo ise, bazı köy imamlarının Kur’an kursuna gitmeyenlerin Müslüman olmadıklarını vazetmelerini, Medeni Kanun’un gâvur kanunu olduğunu söylemelerini ve halkı kışkırtmalarını öngörmekteydi.

Eğer bu cumhuriyet projesi başarılı olabilseydi, emin olun hiç bir sorunumuz kalmayacaktı. AKP hükümetinin ne mal olduğunu anlayacak ve rahatlayacaktık. Asker ve yargı duruma el koyarken, medya sevinç çığlıkları içinde Batı’nın bizi bir kez daha takdir ettiğini ve Atatürk’ün yolunda ilerleyen Türkiye ile gurur duyduğunu yazacaktı. Ne yazık ki ‘Ergenekon savcıları’ denen o kendini bilmez ‘çete’ yüzünden Atatürk’ün yolunda ilerleme şansımız elimizden alındı. Dolayısıyla ‘sath-ı taarruz’da bir genişlemeye ihtiyaç duyuldu. Kim bilir, belki de Yargıtay Başsavcısı’nın AKP’yi kapatmaya yönelik girişimi tam da söz konusu projenin duraklamasıyla ilintilidir. Hâkim ve savcıların dinlenmesine yönelik kararların yargı tarafından alındığını unutan Başsavcı, bu vesile ile AKP’yi bitirmeye heveslenmişti. Mademki yargının aldığı dinleme kararlarını Adalet Bakanlığı onaylamıştı, o halde AKP kapatılabilirdi... Tabii aynı mantıkla Yargıtay Başkanı’nın asıl söz konusu kararları alan mahkemeleri kapatmak istemesi gerekirdi, ama Başbakan’ın da söyleyebileceği gibi mesele ‘ideolojik’ti... Nitekim Başsavcı tutumuna açıklık getirmek üzere şöyle demişti: “Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın görevi, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesini, Atatürk devrimlerini, hukuk devleti ilkelerini, cumhuriyetin tüm değerlerini korumaktır.” Bu cümledeki ‘hukuk devleti ilkeleri’ sözünün bir takiye olduğunu bildiğimize göre, istenen şey Atatürk’ün yolundan ayrılmamamızdı.

Ne var ki hayat Yargıtay Başsavcısı’nın istediği gibi gitmiyor. Telefon dinlemenin hukuki olabilmesi için “suç işlemek üzere örgüt kurma” durumu olmalı demişti... Ve ne kadar ilginç ki, gerçekten de her gün ortaya çıkan ek deliller tam da böyle bir örgütle karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor. Diğer bir deyişle dinleme kararını veren Adalet Bakanlığı olsaydı bile, sağlam bir gerekçesi bulunuyor.

Bu durumda yeniden Atatürk’ün yoluna girmek nasıl olacak, cumhuriyet projesi nasıl yürüyecekti? Bizi bu hükümetten ve bu partiden kim kurtaracaktı? Tam da bu stratejik boşluk anında Danıştay kararı çıkagelmez mi? Meselenin esasına bakarsanız üniversite giriş ‘sınavında’ katsayı zaten eşitsizliğin ta kendisidir, çünkü bu bir sınav değil, yarışma... Yani kazananlar bir şeyi bitirmiyor, yeni bir şeye başlıyorlar. Dolayısıyla belirli bir seviyenin üzerindeki herkesin buna hak kazanabilmesi lazım. Aksi halde insanları sadece okullarına değil, etnik ve dinsel kimliklerine göre de ayırabilir ve bazılarını belirli fakültelerin dışında tutabilirsiniz. Dolayısıyla Danıştay’ın aldığı karar, derin stratejinin kendini ele vermesidir. Erdoğan “anlamakta zorlanıyorum” derken nezaket göstermiş. Olabilir, başbakandır... Neyse ki vatandaşın öyle nazik olma yükümlülüğü yok.

Mağdurları bir bütün olarak ele almaya çalışan, sol siyaseti kimliklerden arınmış bir mağduriyet etrafında kurgulamanın peşinde olan solcuları ise kötü bir haber bekliyor. Onlar önce aralarında anlaşacak, sonra parti kuracak, dertlerini topluma anlatıp oy isteyecek ve bir gün iktidara gelip mağdurları sevindirecekler... Oysa Erdoğan Danıştay kararını ‘anlamakta zorlandığını’ söyledikten sonra kendi tanımlarını da şöyle yapmış: “Biz bu ülkede mağdurların haklarını arama noktasında olan bir siyasi iktidar olarak...” Galiba ‘sol’ biraz daha bekleyecek.

Haftanın kişileri dört tane. Baykal’ın Diyarbakır gezisinde parti otobüsüne yumurta ve domates atan dört kişi 1 yıl 15’er gün ceza almışlar. Mahkemenin bu kararı neye dayanarak verdiğini bilemiyoruz. Herhalde gazetelerde yazdığı üzere Baykal’a hakaretten değil... Belki de domates ve yumurta üreticileri davaya müdahil olmuşlar ve yargıcı cezaya ikna etmişlerdir. Ürettikleri ürünlerin kimlere atıldığına ilişkin bir hassasiyetlerinin olması ve mesleki saygınlıklarını bu tür bir olay nedeniyle kaybetmek istememeleri son derece anlaşılır. Eğer ortada bir hakaret varsa, galiba bunun domates ve yumurta üreticilerine yapıldığını kabul etmek durumundayız.
_________________
Herşeyin yalan olabilir,
Ve söylemiş olabilirsin hiç duymadığım yalanları;
Dolaşırken beynimde binlerce soru işareti,
Sana dair tüm bilinmezliklerim ve yarım kalmışlıklarım.
Seni savunacağım kendime karşı...
Yalan olabilirsin, Yalancı'da,
Ama sen benim doğrumdun!!!
Başa dön
Kullanıcı bilgilerini göster Kişisel mesaj gönder YIM MSNM
Mesajları göster:   
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Forum -> Köşe Yazıları ve Makaleler Tüm saatler GMT +2 Saat
1. sayfa (Toplam 1 sayfa)

 
Forum Seçin:  
Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız


Powered by phpBB © 2001, 2002 phpBB Group
Güvenlik Sistemi CBACK CrackerTracker.
Sitemiz 11.11.2005 tarihinde açılmıştır.